Ayın Konusu

Ergenlik

EYVAH MİNİK BEBEĞİM BÜYÜDÜ YOKSA ERGENLİĞE Mİ GİRİYOR?

Ergenlik çocukluktan vazgeçip erişkinliğe geçiştir. Gerçeklikle yüzleşmedir, bocalamadır, çabalamadır, anlaşılamama, anlayamamadır, karmaşadır, r, başarmaktır, kaybetmektir, değişimdir, çelişkidir, ilişkidir, etkileşimdir,  gelişimdir,  yinelemedir, yenilemedir, belirsizliktir, yetersizliktir, amaçtır, amaçsızlıktır. Aslıyla var olmaya çalışmaktır. . Bu kadar yükü bir arada taşımak çok zordur büyüyen minik bir bedende. Duygular inişler, çıkışlar şeklinde yoğunlaşmış biçimde uçlarda yaşanabilir ergen benliğinde. Tutunmaya çalışır, tutkuyla bağlanır bazen kendine, yaptıklarına, çevresindekilere, hayata, bazen koparmaya çalışır bağlarını, savrulur, dağılır rüzgarlarla, dalgalarda. Bağları kuvvetliyse kendiyle, sardıklarıyla onu sarmalayanlarla, dalgakıranları sağlamsa, önünde görebildiği tamamlanmış resimler varsa,  kolay bulur yolunu, birleştirir parçalarını, sıkıca tutunabilir sonra hayata..

Çocukluktan erişkinliğe geçişte bir büyüme, değişim, kimlik geliştirme dönemi olan ergenlik döneminde “çocuklarımızı” anlamak,  “bireylerin” kendi hayatı ve ailesi için taşıdığı riskleri fark edip, muhtemel zarar en aza indirgenirken, sağlıklı bir şekilde büyümelerine olanak tanınması açısından gereklilik göstermektedir.  

Nedir sağlıklı büyümek? Kendi başına birey olmak, hayatta seçim yapabilme, kendi kararlarını alabilme özgürlüğüne, cesaretine sahip olabilmek, seçim yaparken riskleri görüp, sonuçlarını göze alabilmek. Aldığı kararların arkasında durabilmek, ben yaptım, ben seçtim, benim hatam, benim başarım deyip, kendini, başkalarını suçlamadan sorumluluğu, kendini taşıyabilmek, sınırlarını koruyabilmek.  Hayata, çevresine olumlu duygular besleyebilmek, karşılıklı fayda ve duygusal doyum sağlayan ilişkiler geliştirebilmek.    

Ergen merakı, isteği, teknoloji, internet, istismar ve “madde” bağımlılığı toplumunda kendisi, ailesi ve toplum için faydalıdan zararlıya geniş bir aralıkta sonuçlar doğurabiliyor. Ergenlerin çevresinde, ailesinde, evinde, odasında, dolabında, üzerinde, cebinde, bedeninde var olan madde değerlerinin dağılımında bulunan dengesizlik, duygu ve davranışlarında kontrolsüzlüğe, tutarsızlığa ve olumsuz sonuçlara yol açabilmektedir. Bu kadar dengesizliğin içinde tamamlanmaya çalışan kimlikler karmaşıklaşabilmekte, kendisini dışarıya uydurmaya çalışırken iç uyumunu sağlamakta zorlanabilmektedir.

Bazı ailelerin yapmaya çalıştığı gibi bu karmaşayı engellemek için onları cam fanustan dışarı çıkarmamalı, meraklarına, isteklerine, hayallerine ve kırıklıklarına, gerçeklerle tanışmalarına engel olup onların büyümelerine izin vermeden, önlerine sunduğumuz hayatı yaşamaya zorlayıp, bilgiyi paylaşıp artırarak yol almak için değil de yarışmak için kullandıran eğitimi vererek,  bizim seçtiğimiz, onları çoğunlukla tatmin etmeyecek meslekleri kazandırıp, bize uygun olan, onların uygun olduklarını sandıkları eşler edindirip çok azının mutlu olabilecekleri ailelerini kurup, gelecek kaygıları yüzünden çocuklarına veremedikleri sevgileri de torunlarına erteleyip, mutluluğu yaşlılıkta aramalarını mı beklemeli? Toplumun yarattığı yargılarla, dayattığı moda değerleri sisteminde, benlik değerini hissedemeden yaşanmış hayatın değerini ancak kaybederken mi anlamalı?

Ya da başıboş bırakıp, elimizdekileri dengesizce önlerine savurup, bağımlılıklarda savrulmalarını izlerken kahrolmalı, öpmeye kıyamadığımız tek derdi büyümek, var olmak olan minik bebeğimize, kendimize, hayatımıza lanet mi okumalı?

Ergen başvurularında çoğunlukla gördüğümüz bu senaryoların gerçekleşmesi ailede veya ergende var olan tanımlanmış ya da tanımlanmamış bir psikososyal bozukluk ya da psikopatoloji varlığında daha muhtemel hale gelmektedir.  Ergenliğin sağlıklı sürdürülmesi ve tamamlanması için elimizdekilerin gerektiği yerde ve zamanda, gerektiği kadar kullanılmasına imkan tanıyabilmek;  çabalayarak, emek harcayarak başarmanın, isteklerini gerçekleştirebilmenin hazzını yaşayabilen sağlam bireyler yetiştirebilmek;  kendi tercihlerini yaşarlarken destek olabilmek, savrulduklarında tutunabilecekleri sağlam dalları olabilmek; kendi senaryolarında hayatlarını tüm duyguları ile doya doya yaşamalarını izlemenin keyfine varırken kendi senaryomuzu da kaçırmamak olsa gerek derdimiz..

 

Yrd. Doç.Dr. Sebla GÖKÇE 

Maltepe Üniversitesi