15 Ekim Meme Sağlığı Günü

Dünya Meme Sağlığı Günü

 

 

Sağlıklı kadınlar yani sağlıklı eşler ya da sağlıklı anneler, genel toplum sağlığının en önemli unsurlarından birisidir. Kadın sağlığı dediğimizde ise karşımıza çıkan en önemli sorun hızla yükselen meme kanseri sıklığıdır. Meme kanseri tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kadınlarda en sık görülen kanser olup, yılda en az 25.000 kadını etkilemektedir. Tüm kadın kanserleri içerisinde %20-25’i meme kanseridir. Bir başka hesaplamaya göre her 8 kadından birisinin yaşamı boyunca meme kanserine yakalanma riski mevcuttur.

Kadınlar meme sağlığını korumak için meme kanseri karşısında ne gibi önlemler alabilir nasıl korunur? Aslında meme  kanseri ve diğer tüm kanserlerde üzerinde durulması gereken en önemli konu korunmadır. Sağlıklı beslenmek, sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazanmak, üzüntü, stres gibi negatif psikolojik faktörleri minimuma indirmek gibi sağlıklı yaşam tarzı bir çok hastalıktan ve özellikle de kanserden korunmanızda en önemli faktördür. Sağlıklı yaşam tarzı ne yazık ki ülkemizde hak ettiği derecede gerek halkımız gerekse hekimler tarafından önemsenmiyor. Yağlı yemeyin, beyazlardan uzuk durun sadedinde yüzeysel cümleler devamlı tekrarlanıyor. Ayrıca halk arasında çok yagın olarak duyduğumuz “Bizim ailede hiç kimsede meme kanseri yok, ben de nasıl oldu?” cümlesi son derece tehlikeli ve yanlış bir düşüncenin ürünüdür. Bilmenizi isterim ki yeni meme kanseri teşhisi alan kadınların %80 inin birinci derece yakın akrabalarında meme kanseri hikayesi bulunmaz, ayrıca genetik olarak geçiş gösteren meme kanseri oranı % 5 den azdır. Bir başka deyişle meme kanserine yakalan bir kişi genetik yapısını ya da ailesel riskleri suçlamamadan önce kendi yaşamını ve beslenme kalitesini sorgulamalıdır. Dünya meme sağlığı günü vesilesiyle bir kez daha vurgulamakta fazda var. Bilimsel olarak endojen östrojen fazlalığının, geç çocuk sahibi olma ve geç emzirmenin risk faktörü olduğunu biliyoruz. Ayrıca hareketsiz yaşam ve buna bağlı fazla kilolarında riski artırdığı yayınlarda bildirilmekte. Bu nedenle kanserden korunmak için düzenli olarak anti-kanserojen, anti-oksidan özellikli molekülleri barındıran, gerekli vitaminler ve mineraller açısından zengin, doğal, katkısız ve taze gıdaları bol bol tüketmek, kanserojen özellikleri olan uzun ömürlü ürünlerden, katkı maddelerinden, zirai ilaç kalıntıları taşıyan ürünlerden ve zararlı kimyasallardan mümkün olduğunca korunmak gerekir.

Birincil korunmada yeterince bilinçli olunamadığı ya da önüne geçilemeyen bazı faktörler neticesinde kadınlar meme kanseri sıklığı artmaktadır. Aslında meme kanseri erken teşhis edilebilirse birçok hastalıktan çok daha kolay ve hızlı olarak tedavi edilebilmektedir. Hal böyle iken ülkemizde düzenli mamografi taramasının yagınlaşmaması, ülkemizde teşhis edilen meme kanserlerinin yarısından çoğunun ne yazık ki ileri evrelerde olması sonucunu doğurmaktadır. Bu konuda daha sorumlu olması gereken bazı hekimlerin kanser taramasının vazgeçilmezi olan mamografi hakkında medyada yaptıkları açıklamalar da kafa karıştırıcı olabiliyor. Tarama programlarına yönelik yapılan bu eleştiriler Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Cemiyetlerin önerileri ile ve daha da önemlisi mevcut sağlam bilimsel veriler ile bağdaşmamaktadır. Ayrıca ülkemizde uygulanan tarama programı da ne yazıkki yeterli olmayıp konsept olarak da tartışmalıdır. Tüm dünyada ve amerika da ağırlıklı olarak 40 yaş üstü başlatılan tarama programı ülkemizde, hedef yaş grubu olan 50-69 yaş arasındaki her kadının iki yılda bir mamografi çektirmesi şeklindedir.  Bu tarama programı  meme kanserinin yarısından fazlasının 50 yaş altında izlendiği ve nispeten daha kötü seyrettiği ülkemizde ne kadar yeterli olabilir sorgulanmalıdır. Bu eksikli haliyle bile yaygınlaşması halinde faydalı sonuçlar doğurabileceğine inandığımız ülke genelinde ücretsiz yürütülen tarama programlarımıza her kadın en yakın KETEM ya da en yakın hastanelerden ulaşabilmesine rağmen, tarama yaptıran kadın oranı çok düşüktür.

Burada kısa olarak dünyada da tartışma yaratan bir konuya değinmek gerekiyor; tarama programlarının aşırı teşhis ve aşırı tedaviye neden olabilmesi konusu. Meme radyolojisi gerçekten ileri teknolojik cihazlar ve uzmanlık gerektiren bir çalışma alanıdır. Bazı durumlarda karar verilmesi çok güç olan lezyonlar ile karşılaşılabilir. Bu durumlarda cihaz alt yapısı çok iyi olan merkezlerde çalışan tecrübeli radyoloji uzmanlarının görüşlerine başvurmadan biyopsi ya da ameliyat kararı almak aşırı tedaviye maruz kalmanıza ve onca stresi ve riski boşuna yüklenmenize neden olabilir. Özellikle radyoloji hekimini seçerken ve tarama için gidilecek merkezi belirlerken dikkat edilmesi gereken hususları hatırlatmakta fayda var. Öncelikle mamografi sisteminin dijital olması, eski tetkiklerinizin dijital ortamda saklanıyor olması ve her yıl kontrollerinizde karşılaştırmak için kullanılıyor olması çok önemli. İlave mamografi çekimi, ultrason ya da MR gerekli görülürse hemen yapılabilmesi de sizin sıkıntılı ve uzun teşhis süreçleri ile yıpranmanızı engelleyecektir. Biyopsi gerekli olursa mamografi, ultrason yada MR eşliğinde biyopsi yapılan bir merkezi tercih etmeniz her zaman avantajdır. Ayrıca başta fibroadenom olmak üzere bir çok iyi huylu meme kitlesi artık görüntüleme eşliğinde rahatlıkla tedavi edilebilmektedir. Bu tür lezyonlar için artık ameliyat masasına yatmanız gerekmiyor. Tercih ettiğiniz merkezin yeni teknolojiler konusunda kendisini güncelleyen hekim kadrosuyla çalışıyor olması size yeni tedavi imkanlarından haberdar olmanızı sağlayacaktır.

 

Sonuç olarak; ileri evrelerde meme kanseri tespit edilmiş hastaların hem beklenen yaşam süreleri kısıtlıdır hem de uygulanılan meme cerrahisi, kemoterapi ve radyoterapi gibi yöntemler bu hastaların yaşam kalitesini düşürebilmektedir. Toplum tabanlı taramalara katılan bireylerde ise teşhisler büyük oranda erken evrede yapılmakta ve başarılı şekilde tedaviler gerçekleştirilmektedir. Meme kanserinden kaynaklanan yaşam kayıplarının engellenebilmesi için yapılacak en önemli iş taramayı halk tabanında yaygınlaştırmakdır. Taramayı yagınlaştırmayı başarmış olan ülkelerin bu başarıya uzun yıllar süren farkındalık etkinlikleri ile ulaşıldığı bilinmektedir. Bu bağlamda bireysel olarak Türkiye Meme Vakfı ve benzeri diğer sivil toplum örgütlerinin projelerine destek olunması da önem arzetmektedir. Bugün vesilesiyle meme sağlığınızı korumanız için önerilerimizi iki cümle halinde özetlersek; ilk olarak sağlıklı yaşam prensiplerini bir hayat tarzı olarak benimsemelisiniz. İkinci olarak tarama tetkiklerimizi güvenli merkezlerde, tecrübeli radyoloji uzmanlarına yaptırmalısınız. Bu bilinçli davranışlar ile meme sağlığınızı koruyabilirsiniz veya en kötü durumda bile erken teşhis edilen bir meme kanseri sizin için korkulacak bir hastalık olmayacaktır. Tüm kadınlarımıza Dünya Meme Sağlığı gününde konuyla ilgili makale ya da kısa yazılar paylaşarak farkındalığı artırmaya davet ediyorum.

 

Yrd. Doç.Dr. Mehmet Mahir Atasoy

Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi

Meme Radyolojisi & Girişimsel Radyoloji


Tüm duyurular için tıklayınız